12 Eylül 1980: Darbeye Giden Yol ve Türkiye'de Değişen Hayatlar
1. 1970'li yıllarda Türkiye neden bu kadar gerildi?
1970'lerin ikinci yarısında Türkiye'de siyasal kutuplaşma çok ciddi boyutlara ulaştı. Bir tarafta farklı sağ görüşlü milliyetçi ve muhafazakâr gruplar, diğer tarafta sosyalist ve sol örgütler bulunuyordu. Üniversitelerde, mahallelerde, sendikal çevrelerde ve siyasi alanlarda çatışmalar yaşanıyordu.
Siyasi cinayetler ve silahlı saldırılar giderek arttı.
Bu dönemin önemli olaylarından biri 1977 1 Mayıs'ında Taksim'de yaşanan ve 34 kişinin hayatını kaybettiği olaylardı. 1978'de Kahramanmaraş'ta meydana gelen olaylarda da çok sayıda insan öldü.
Ancak Türkiye'deki şiddetin tek sebebi sağ-sol çatışması değildi. Ekonomik kriz, siyasi istikrarsızlık, terör ve devlet kurumlarının zayıflaması da ortamı ağırlaştırıyordu.
2. Ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlık
1970'lerin sonlarına doğru ekonomi de ciddi biçimde bozuldu.
- Yüksek enflasyon
- İşsizlik
- Döviz sıkıntısı
- Akaryakıt ve temel tüketim maddelerinde kıtlık
- Uzun kuyruklar
- Siyasi hükümetlerin kısa ömürlü olması
toplumdaki huzursuzluğu artırdı.
1979'da Süleyman Demirel hükümeti göreve geldi. Ekonomiyi düzeltmek amacıyla 24 Ocak 1980 kararları uygulamaya konuldu.
Fakat ekonomik ve siyasi sorunlar kısa sürede çözülemedi.
3. 12 Eylül'e giden son dönem
1980 yılına gelindiğinde siyasi şiddet daha da arttı.
Sağ ve sol gruplar arasındaki çatışmalar devam ediyor, her gün yeni ölüm haberleri geliyordu.
Bunun yanında cumhurbaşkanlığı seçimi de uzun süre sonuçlandırılamadı. Fahri Korutürk'ün görev süresinin sona ermesinin ardından TBMM aylarca yeni cumhurbaşkanı seçemedi.
Bu durum devlet mekanizmasının ciddi bir siyasi kilitlenme içerisinde olduğu görüntüsünü ortaya çıkardı.
4. 12 Eylül 1980 sabahı
12 Eylül sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu.
Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının oluşturduğu Millî Güvenlik Konseyi yönetimi devraldı.
Meclis feshedilmediği anlamda tamamen ortadan kaldırılmasa da çalışmaları durduruldu, hükümet görevden uzaklaştırıldı ve siyasi partilerin faaliyetleri yasaklandı.
Kenan Evren radyodan yaptığı açıklamayla askerî müdahaleyi halka duyurdu.
Türkiye'de demokratik siyasal hayat böylece kesintiye uğradı.
5. Tutuklamalar ve cezaevleri
Darbeden sonra çok geniş çaplı gözaltı ve tutuklama operasyonları yapıldı.
Sağdan ve soldan çok sayıda insan gözaltına alındı.
Burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekir:
12 Eylül yalnızca solculara yönelik bir operasyon değildi.
Ülkücüler, sosyalistler, İslamcılar, Kürt hareketleriyle ilişkili kişiler, sendikacılar, öğrenciler, gazeteciler ve farklı siyasi görüşlerden insanlar askerî yönetimin uygulamalarından etkilendi.
Cezaevlerinde özellikle işkence ve kötü muamele konusunda çok ciddi insan hakları ihlalleri yaşandı.
Diyarbakır Cezaevi ise 12 Eylül döneminin en ağır sembollerinden biri hâline geldi.
6. İdamlar
12 Eylül döneminin en acı başlıklarından biri idam cezalarıydı.
Askerî yönetim döneminde çeşitli siyasi davalar sonucunda idam kararları verildi ve bunların bir kısmı infaz edildi.
İnfaz edilenler arasında hem sol görüşlü hem de sağ görüşlü siyasi mahkûmlar vardı.
Örneğin:
- Mustafa Pehlivanoğlu
- İlyas Has
- Erdal Eren
gibi isimlerin idamları Türkiye'nin hafızasında önemli yer tuttu.
Bu idamlar yıllarca tartışıldı ve 12 Eylül'ün toplum üzerindeki en ağır travmalarından biri oldu.
7. Üniversiteler ve gençlik
12 Eylül'ün hedef aldığı alanlardan biri de üniversitelerdi.
Siyasi faaliyetler ciddi biçimde sınırlandırıldı. Öğrenci örgütleri ve gençlik hareketleri üzerinde baskı kuruldu.
1981 yılında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kuruldu.
Böylece Türkiye'deki üniversitelerin yönetim yapısında önemli bir değişiklik meydana geldi.
8. Sendikalar ve çalışma hayatı
Sendikaların faaliyetleri de büyük ölçüde durduruldu.
Darbe öncesinde işçi hareketleri ve grevler oldukça güçlüydü. 12 Eylül sonrasında sendikal faaliyetler ciddi biçimde sınırlandırıldı.
Bu durum Türkiye'nin çalışma hayatını ve siyasal kültürünü uzun süre etkiledi.
9. İmam Hatipler ve din eğitimi
Burada önemli ve biraz daha karmaşık bir konu var.
12 Eylül yönetimi siyasi İslam'a karşı da çeşitli sınırlamalar getirdi; ancak aynı zamanda din eğitiminin devlet kontrolü altında güçlendirilmesi yönünde politikalar uygulandı.
Bunun en önemli sonuçlarından biri, 1982 Anayasası'nın 24. maddesiyle din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında zorunlu hâle getirilmesi oldu.
İmam Hatip okullarının sayısı da sonraki yıllarda önemli ölçüde arttı.
Burada bir paradoks ortaya çıktı:
12 Eylül askerî yönetimi bir taraftan siyasal ve örgütsel dinî hareketleri kontrol altında tutarken, diğer taraftan devlet denetimindeki din eğitimini güçlendirdi.
Bu politika sonraki yıllarda Türkiye'nin eğitim ve siyaset hayatında önemli tartışmalara yol açtı.
10. 1982 Anayasası
12 Eylül yönetiminin en kalıcı sonuçlarından biri 1982 Anayasası oldu.
7 Kasım 1982'de halkoylamasına sunuldu ve kabul edildi.
Anayasa;
- Devlet otoritesini güçlendiren,
- Bireysel hak ve özgürlükleri çeşitli alanlarda sınırlayan,
- Askerî yönetimin oluşturduğu düzeni koruyan
bir anlayışla hazırlandı.
Daha sonraki yıllarda çok sayıda maddesi değiştirildi.
Ancak 1982 Anayasası'nın etkileri Türkiye'de uzun yıllar devam etti.
11. 1983: Yeniden sandık
1983 yılında genel seçimler yapıldı.
Seçim sonucunda Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi iktidara geldi.
Böylece askerî yönetimden sivil yönetime geçiş başladı.
Fakat 12 Eylül'ün oluşturduğu siyasi ve hukuki çerçevenin etkileri sona ermedi.
12. 12 Eylül'ün toplumda bıraktığı iz
12 Eylül'ü sadece "askerlerin yönetime el koyması" şeklinde değerlendirmek eksik kalır.
Çünkü darbe;
siyaseti, eğitimi, üniversiteleri, sendikaları, basını, hukuk sistemini, gençliği ve ailelerin çocuk yetiştirme anlayışını etkiledi.
Bir nesil siyaset konuşmaktan çekinir hâle geldi.
Özellikle gençler arasında:
"Siyasete girme, başına iş açılır."
anlayışı yaygınlaştı.
Bu nedenle 12 Eylül'ün etkisi yalnızca birkaç yıllık askerî yönetimle sınırlı kalmadı.
13. 12 Eylül'e nasıl bakmalıyız?
12 Eylül'ü değerlendirirken iki gerçeği aynı anda görmek gerekir.
Birinci gerçek:
1970'lerin sonunda Türkiye'de gerçekten çok ağır bir siyasi şiddet, terör, ekonomik kriz ve devlet otoritesi problemi vardı.
İkinci gerçek:
Bu sorunların çözümü olarak ordunun yönetime el koyması; demokrasinin askıya alınmasına, siyasi özgürlüklerin kısıtlanmasına, kitlesel tutuklamalara, işkencelere ve idamlara yol açtı.
Bu nedenle bugün 12 Eylül, Türkiye'nin yakın tarihinde demokrasinin kesintiye uğradığı ve ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı bir askerî darbe olarak değerlendirilmektedir.
Ve belki de 12 Eylül'den çıkarılabilecek en önemli ders:
Bir ülkede siyasi sorunlar ne kadar ağır olursa olsun, çözümün hukuk, demokrasi, özgürlük ve sandık içerisinde aranması gerekir.
Çünkü darbeler kısa vadede düzen getirdiğini iddia etse de, toplumda bıraktığı yaralar ve kuşaklar boyunca süren travmalar çok daha uzun ömürlü olabilir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder