Benim bildiğim kadarıyla, bilhassa gençlik yıllarında oldukça iyi dosttular. Sanatkarlık damarı ikisinde de vardı. Medeni insanlardı; birbirlerinden pek haz etmeseler de bunu açığa vurmuyorlardı. Fakat sonraki yıllarda fikir dünyaları iyiden iyiye ayrışınca bir arada bulundukları ortamlarda, anlaşmazlıkları da orta yere çıkmaya başladı.
Necip Fazıl, Bursa Cezaevi'nde yatmakta olan Nazım Hikmet'e; “Önümüzdeki Pazar günü ziyaretine geleceÄŸim" diye bir mektup yazmış. Nazım Hikmet bu mektubu aldıktan sonra 'Necip Fazıl gelince ona altından kalkamayacağı bir ÅŸey söylemeliyim' diye düşünmüş ve ziyaretine gelene kadar da bununla yatıp kalkmış. Nihayet Necip Fazıl cezaevine gelince , Nazım Hikmet boynuna sarılmış ve “HoÅŸ geldin, ey meleklerin hocası" demiÅŸ. Nazım böyle söyleyerek Necip Fazıl'a 'ÅŸeytan' demek istemiÅŸ; zira bazı rivayetlere göre ÅŸeytan cennetten kovulmadan önce meleklerin hocası imiÅŸ. Bu hitaba Necip fazıl anında karşılık vermiÅŸ; “HoÅŸbulduk Asiye'nin kocası." Rivayetlere göre Asiye, Firavunun karısı imiÅŸ. Nazım Hikmet'in günlerce düşünerek Necip Fazıl'ı aÅŸağılama hitabına karşılık, kıvrak zekasını kullanan Necip Fazıl ayaküstü cevabını vermiÅŸ. Bu ÅŸairane üslup Necip Fazıl'ın anadan doÄŸma bir yetenek olduÄŸunu göstermesi bakımından önemlidir.
Bir edebiyat tarihçisi, yoğun araştırmalar sonucu Arthur Rimbaud'un 'Sarhoş Gemi'sini analiz edip değerlendirebilir. Hayatında Rimbaud'un adını duymamış, şiirlerini okumamış Necip Fazıl ise, Sen Nehri'nin kenarında bir kahve içerken bir plaktan 'Sarhoş Gemi'yi duysa, emin olun o edebiyat tarihçisinin tahlilinden daha derin ve muhtevalı analizini yapabilir; çünkü şiir hem dimağ hem de kulak meselesidir.
Necip Fazıl'la ilgili okuduÄŸum bir makalede alıntı olarak Can Yücel'den bir cümle vardı; “Hiçbir büyüklüğe tahammülü olmayan Necip Fazıl'ın 'Tek kalma' ve 'En büyük olma' adına siyasal fikir tercihinde Nazım Hikmet'in etkisinde düşünür ve şöyle derdi; 'Nazım Hikmet ortaya çıkmasaydı, Türkiye'nin en büyük komünisti ben olurdum.' Bu hükmün üzerinde durmak lazım; Necip Fazıl gençliÄŸinde komünist olmadı; güzellik onda her ÅŸeydi, bunu yazdığı ÅŸiirlerinde de görmek mümkün. Sonradan ÅŸiirlerini tashih etti; kimi ÅŸiirlerini kitaplarına bile almadı. 'GençliÄŸimde bunları yazdım, sonra da kendimi Müslümanlığın içinde buldum' diyebilirdi, ama bunu da yapmadı. İslamiyete katıksız inanıyordu. İmanı için her ÅŸeyi tereddütsüz teperdi; zira onun için her ÅŸeyin başı imandı, iman olduktan sonra diÄŸerleri çorap söküğü gibi sonradan gelirdi.
Bütün büyük kafaların başına gelen şey Necip Fazıl'ın da kaderinde vardı; kendisini büyük bir boşlukta buldu. Abdülhakim Arvasi ile tanışması hayatının dönüm noktası oldu. Bu kutlu buluşmadan sonra yazdığı 'Bir Adam Yaratmak' piyesi sadece bizim sahne edebiyatımızın baştacı değildir; dünyada bu tipte yazılmış eserler arasında da parmakla gösterilir.
Yeme, içme, giyinme bu dünya için bir şey değildi; belki vücudu ayakta tutardı. Necip Fazıl'ın derdi inanmaktı; ne yazık ki cemiyetteki bütün bariyerler de bu yolu kesiyordu. Cemiyet ne olacaktı?Bunun için mücadeleye atılmak gerekiyordu. Elde yok, avuçta yoktu. Eline kalemi aldı, millet, ümmet, insanlık için tüm geçmişine adeta sünger çekerek hayatını öne sürdü. Onun cemiyette geldiği nokta bir şairden, bir fıkra muharririnden, bir piyes yazarından çok üstün bir yer oldu.
Mehmet Niyazi ÖZDEMİR
Yeni Åžafak
10.04.2016
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder