Eylül 22, 2026

BM KÜRSÜSÜNDEN DÜNYAYA


BM KÜRSÜSÜNDEN DÜNYAYA: GAZZE'NİN ÇIĞLIĞI, ADALETİN ARAYIŞI



Erdoğan'ın 81. BM Genel Kurulu konuşmasının perde arkası, mazlumlara ve güç sahiplerine verdiği mesajlar

Hasan Doğrugören

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda dünyanın gözleri bir kez daha New York'a çevrildi. Devlet başkanlarının, hükümet temsilcilerinin ve diplomatların bir araya geldiği o kürsüde yalnızca devletler konuşmaz; savaşların ortasında kalan insanların çığlığı, adalet arayışı ve dünyanın geleceğine ilişkin beklentiler de gündeme gelir.


22 Eylül 2026'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma da bu açıdan özellikle dikkat çekti.

Erdoğan, BM Genel Kurulu'na 16. kez hitap ederken konuşmasının merkezine Gazze'yi, Filistin meselesini, uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler sisteminin reformunu yerleştirdi.

Fakat bu konuşmayı yalnızca bir devlet başkanının diplomatik hitabı olarak okumak eksik kalır.

Çünkü Erdoğan'ın konuşmasında cevap aranan temel soru şuydu:

Dünyada adalet gerçekten herkes için mi geçerli, yoksa güçlü olanlar için başka, mazlumlar için başka bir hukuk mu uygulanıyor?


GAZZE: DÜNYANIN VİCDANINA YÖNELTİLEN SORU

Konuşmanın en güçlü başlığı hiç şüphesiz Gazze oldu.

Erdoğan, Gazze'deki insani duruma dikkat çekerek uluslararası toplumun İsrail üzerindeki baskıyı artırması gerektiğini savundu. Ayrıca Filistin devletini henüz tanımayan ülkelere tutumlarını yeniden gözden geçirme çağrısı yaptı.

Burada dikkat çekici olan, Gazze meselesinin yalnızca Türkiye ile İsrail arasındaki bir mesele olarak sunulmamasıdır.

Mesele;

insan hakları, uluslararası hukuk, sivillerin korunması, devletlerin sorumluluğu ve BM'nin işlevi

başlıklarıyla birlikte ele alınmaktadır.

Bu nedenle Erdoğan'ın konuşmasının muhatabı yalnızca İsrail değildir.

Muhatap;

Birleşmiş Milletler'dir.

Güvenlik Konseyi'dir.

Filistin'i tanımayan ülkelerdir.

Batılı devletlerdir.

İslam dünyasıdır.

Ve nihayetinde bütün insanlıktır.


MAZLUMLARA MESAJ: “SİZİN DAVANIZ DÜNYANIN VİCDANINDA YAŞAMAYA DEVAM EDECEK”

Konuşmanın Filistinliler açısından en önemli yönlerinden biri, Filistin meselesinin uluslararası gündemden düşürülmemesi yönündeki ısrardır.

Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın iki yıldır BM Genel Kurulu salonunda bulunamamasına da dikkat çekti ve bunu Filistinlilerin yaşadığı adaletsizliğin sembollerinden biri olarak sundu.

Buradaki siyasi mesaj açıktır:

Filistin meselesi unutulmayacaktır.

Gazze'de yaşananların yalnızca bir bölgesel çatışmanın istatistiğine dönüşmesine izin verilmemesi gerektiği savunulmaktadır.

Mazlumlara verilen mesajın özünde ise şu anlayış bulunmaktadır:

“Sesiniz duyulmaya devam edecek.”

Bu, diplomatik açıdan önemli bir mesajdır.

Çünkü uluslararası siyasette bir meselenin gündemde tutulması, o meselenin diplomatik çözüm arayışlarının devamı açısından önem taşır.


FİLİSTİN'İ TANIMAYANLARA ÇAĞRI

Erdoğan'ın konuşmasındaki ikinci önemli başlık Filistin devletinin tanınmasıdır.

Cumhurbaşkanı, Filistin'i devlet olarak tanımayan ülkelere tutumlarını gözden geçirmeleri çağrısında bulundu.

Bu çağrının arkasındaki yaklaşım, Filistin'in uluslararası alandaki diplomatik meşruiyetinin güçlendirilmesidir.

Burada Erdoğan'ın mesajı şu çerçevede okunabilir:

İki devletli çözümden söz ediliyorsa, Filistin devletinin uluslararası toplum tarafından daha geniş biçimde tanınması da bu sürecin bir parçası olmalıdır.

Dolayısıyla BM kürsüsünde verilen mesaj yalnızca savaşın sona erdirilmesine ilişkin değildir.

Aynı zamanda savaş sonrasında kurulması hedeflenen siyasi düzenin nasıl olması gerektiğine ilişkindir.


GÜÇ SAHİPLERİNE MESAJ: “GÜÇ, HUKUKUN ÜZERİNDE DEĞİLDİR”

Konuşmanın bir diğer önemli boyutu ise güç ve hukuk arasındaki ilişkidir.

Uluslararası sistemin temel tartışmalarından biri şudur:

Bir devlet güçlü olduğu için uluslararası kurallardan muaf olabilir mi?

Erdoğan'ın konuşmasındaki yaklaşım, bunun kabul edilemeyeceği yönündedir.

Bu yaklaşım yalnızca İsrail açısından değil, bütün devletler bakımından evrensel bir ilke olarak ele alınabilir.

Çünkü uluslararası hukuk gerçekten evrensel olacaksa, kuralların güçlü ve zayıf devletlere göre farklı uygulanmaması gerektiği savunulabilir.

Dolayısıyla Gazze üzerinden verilen mesajın daha geniş anlamı şudur:

“Askerî ve ekonomik güç, hukukun yerine geçmemelidir.”


“DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR”: SÖZÜN ARKASINDAKİ SİSTEM ELEŞTİRİSİ

Erdoğan'ın BM konuşmalarının artık sembolleşmiş ifadelerinden biri:

“Dünya beşten büyüktür.”

Bu söz 2014 yılında BM kürsüsünde dile getirildi ve sonraki yıllarda Erdoğan'ın BM reformu yaklaşımının temel ifadelerinden biri haline geldi.

2026 konuşmasında da benzer düşünce daha kapsamlı bir reform önerisiyle gündeme getirildi.

Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi'nin mevcut yapısının dünya gerçeklerini yeterince yansıtmadığını savundu ve daimi üyelerin veto ayrıcalığının kaldırılmasını içeren kapsamlı bir reform çağrısı yaptı. Ayrıca Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesini ve Güvenlik Konseyi üyelerinin seçilmiş bir yapı üzerinden belirlenmesini önerdi.

Burada önemli olan şudur:

Bu artık yalnızca Gazze'ye ilişkin bir eleştiri değildir.

Bu, uluslararası sistemin tamamına ilişkin bir reform teklifidir.


NEDEN BEŞ ÜLKE MESELESİ BU KADAR ÖNEMLİ?

BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi;

  • Amerika Birleşik Devletleri,
  • Rusya,
  • Çin,
  • Fransa,
  • Birleşik Krallık'tır.

Bu ülkelerin veto yetkisi, Konsey'in karar alma mekanizmasında belirleyici bir role sahiptir.

Erdoğan'ın itirazının temelinde ise şu düşünce vardır:

İkinci Dünya Savaşı'nın hemen sonrasındaki güç dengeleriyle oluşturulan bir sistem, 21. yüzyılın dünyasını ne ölçüde temsil etmektedir?

Bu nedenle BM reformu tartışması aslında yalnızca Türkiye'nin değil, uluslararası sistemin geleceğine ilişkin daha geniş bir tartışmadır.

Erdoğan'ın 2026 konuşmasında reform için veto ayrıcalığının kaldırılması, seçilmiş üyelerin ağırlığının artırılması ve Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi gibi önerileri açık biçimde ifade edildi.


BM'YE VERİLEN MESAJ: “SADECE KARAR ALAN DEĞİL, KARAR UYGULAYAN BİR SİSTEM”

Birleşmiş Milletler'in en büyük tartışmalarından biri, aldığı kararların uygulanabilirliği ve krizlere müdahale kapasitesidir.

Erdoğan'ın eleştirisinin merkezinde de bu konu bulunmaktadır.

Bir karar alınıyor fakat uygulanamıyorsa;

kararın uluslararası toplum üzerindeki etkisi nedir?

İşte Erdoğan'ın BM sistemine yönelik eleştirisi bu noktada anlam kazanmaktadır.

BM'nin kuruluş amacı uluslararası barış ve güvenliği korumaktır.

Ancak Gazze gibi ağır krizlerde BM'nin etkili bir çözüm üretemediği yönündeki eleştiriler, Erdoğan'ın konuşmasının temel argümanlarından biridir. Reuters da konuşmanın bu bölümünde Erdoğan'ın BM'nin barış ve güvenlik misyonunu yerine getirmekte yetersiz kaldığını savunduğunu aktardı.


ZALİMLERE VERİLEN MESAJ: “DÜNYA SESSİZ KALMAYACAK”

Konuşmanın sert taraflarından biri de savaşın taraflarına ve özellikle Gazze'deki operasyonları yürüten İsrail'e yönelik mesajlardır.

Erdoğan, Gazze'deki durumun sona erdirilmesi için İsrail üzerinde uluslararası baskının artırılması gerektiğini söyledi. Türkiye, İsrail'in Gazze'deki eylemlerini soykırım olarak nitelendirirken İsrail bu suçlamayı reddediyor.

Bu nedenle burada önemli olan, iddia ile hukuken kesinleşmiş hükmü birbirinden ayırmaktır.

Ancak siyasi mesaj açısından Erdoğan'ın tutumu nettir:

Gazze'deki insani krizin sona erdirilmesi için uluslararası baskının artırılması gerektiğini savunmaktadır.

Bu, konuşmanın güç sahiplerine yönelen en açık mesajlarından biridir.


MAZLUMUN SESİ NEDEN BM KÜRSÜSÜNDE ÖNEMLİ?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun sembolik ve diplomatik ağırlığı burada ortaya çıkmaktadır.

Dünyanın farklı bölgelerindeki insanlar kendi ülkelerindeki gelişmeleri doğrudan değiştirecek güce sahip olmayabilir.

Fakat mesele BM gibi uluslararası platformlarda gündeme getirildiğinde;

diplomatik baskı, kamuoyu ve uluslararası müzakere

alanlarına taşınır.

Bu nedenle Erdoğan'ın Filistin meselesini tekrar tekrar BM kürsüsüne taşıması, Türkiye'nin bu konudaki dış politika yaklaşımının uluslararası platformda görünür kılınması anlamına gelmektedir.


KONUŞMANIN TÜRKİYE AÇISINDAN ANLAMI

Bu konuşmanın Türkiye açısından bir başka boyutu da Ankara'nın kendisini küresel meselelerde söz söyleyen bir ülke olarak konumlandırmasıdır.

Türkiye;

  • Filistin,
  • Gazze,
  • BM reformu,
  • uluslararası hukuk,
  • bölgesel savaşlar,
  • ekonomik adaletsizlik,
  • gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hakkı

gibi konularda çok taraflı diplomasi vurgusu yapmaktadır.

Erdoğan'ın BM reformuna ilişkin yaklaşımında gelişmekte olan ülkelerin kalkınma ve finansmana erişim haklarının güvence altına alınması gerektiği de ifade edildi.

Dolayısıyla konuşmanın kapsamı yalnızca Orta Doğu değildir.

Daha geniş bir küresel adalet anlayışı ortaya konulmaktadır.


BİR KONUŞMADAN DAHA FAZLASI: “NASIL BİR DÜNYA?”

Aslında Erdoğan'ın konuşmasının merkezindeki tartışma şudur:

Nasıl bir dünya düzeni istiyoruz?

Güçlü devletlerin belirleyici olduğu bir dünya mı?

Yoksa daha fazla ülkenin karar mekanizmalarında söz sahibi olduğu bir sistem mi?

Savaşların güç kullanılarak mı, diplomasiyle mi çözülmesi gerektiği?

Uluslararası hukukun bütün devletlere eşit uygulanıp uygulanmayacağı?

BM'nin mevcut yapısıyla devam edip etmeyeceği?

İşte konuşmanın asıl stratejik boyutu burada ortaya çıkmaktadır.

Gazze bu tartışmanın en görünür örneğidir.

Fakat mesele Gazze ile sınırlı değildir.


TARİHE KALACAK SORU

Bugün Gazze konuşuluyor.

Yarın dünyanın başka bir bölgesinde başka bir savaş çıkabilir.

Bugün başka bir ülke güçlü olabilir.

Yarın güç dengeleri değişebilir.

Bu nedenle uluslararası hukuk yalnızca bugünün güçlülerini değil, yarının güçsüzlerini de korumak zorundadır.

Erdoğan'ın “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımının arkasındaki temel düşünce de burada anlam kazanıyor:

Bugün başkasının başına gelen adaletsizlik karşısında sessiz kalırsanız, yarın aynı adaletsizlik sizin kapınıza geldiğinde sizi koruyacak güçlü bir uluslararası mekanizma bulamayabilirsiniz.


SONUÇ: BM KÜRSÜSÜNDEN YÜKSELEN ÇAĞRI

22 Eylül 2026 tarihli BM Genel Kurulu konuşması, Erdoğan'ın uzun yıllardır dile getirdiği üç ana başlığı yeniden ve daha kapsamlı biçimde bir araya getirdi:

1. Filistin meselesi çözülmelidir.

2. Gazze'deki insani kriz sona erdirilmelidir.

3. Uluslararası sistem daha temsilî ve etkili hale getirilmelidir.

Bu üç başlık aslında birbirinden bağımsız değildir.

Çünkü Filistin meselesinin çözülememesi, Erdoğan'ın yaklaşımında mevcut uluslararası sistemin sorunlarını da görünür hale getirmektedir.

Bu nedenle konuşmanın en güçlü sorusu şudur:

“Uluslararası hukuk herkes için aynı olacak mı?”

Eğer cevap evetse, bunun yalnızca güçlü devletler için değil, zayıf devletler için de geçerli olması gerekir.

Eğer BM gerçekten bütün insanlığın ortak kuruluşuysa, yalnızca güçlülerin değil, savaşın ortasında kalan çocukların, kadınların, yaşlıların ve sivillerin de sesi olmak zorundadır.

Gazze'nin çığlığı işte bu nedenle yalnızca Gazze'nin meselesi değildir.

Filistin'in yaşadığı acı, uluslararası sistemin adalet anlayışını da sınamaktadır.

Ve New York'taki o kürsüden verilen mesajın özü şu cümlede toplanabilir:

GÜÇLÜNÜN DEĞİL, HAKLININ HUKUKUNUN ÜSTÜN OLDUĞU BİR DÜNYA İÇİN...

Çünkü gerçek barış, yalnızca silahların susması değildir.

Gerçek barış; adaletin tesis edilmesi, hukukun işletilmesi ve mazlumun kendisini yalnız hissetmemesidir.

Dünyanın geleceği açısından asıl mesele de budur:

Birleşmiş Milletler, 21. yüzyılın dünyasını gerçekten temsil eden, krizler karşısında etkili davranabilen ve uluslararası hukuku herkes için uygulayabilen bir yapıya dönüşebilecek mi?

Bu sorunun cevabı yalnızca devlet başkanlarının konuşmalarında değil, bundan sonra atılacak somut diplomatik adımlarda ortaya çıkacaktır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BM KÜRSÜSÜNDEN DÜNYAYA

BM KÜRSÜSÜNDEN DÜNYAYA: GAZZE'NİN ÇIĞLIĞI, ADALETİN ARAYIŞI Erdoğan'ın 81. BM Genel Kurulu konuşmasının perde arkası, mazlumlara v...