Bir Vesayet Rejiminin Doğuşu: 27 Mayıs Darbesi, Millî Birlik Komitesi ve İdamların Türkiye’ye Ağır Bilançosu
Türk siyasi tarihinin en derin kırılma noktası kuşkusuz 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi ve bu sürecin sonunda gerçekleşen idam kararlarıdır. Demokratik yollarla seçilmiş Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın 16-17 Eylül 1961 tarihlerinde İmralı Adası’nda idam edilmeleri, yalnızca üç siyasetçinin hayatına son vermekle kalmamış; Türk demokrasisine, hukuk düzenine ve toplumsal barışına on yıllar boyunca tamir edilemeyecek zararlar vermiştir.
1. Cunta Yapılanması ve Millî Birlik Komitesi (MBK)
27 Mayıs 1960 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki orta ve alt kademe subaylardan oluşan bir cuntanın yönetime el koymasıyla Millî Birlik Komitesi (MBK) kuruldu. Başında Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel’in bulunduğu 38 kişilik bu komite, TBMM’yi feshederek anayasayı askıya aldı ve tüm yürütme ile yasama yetkilerini elinde topladı.
MBK’nin yapısı ve izlediği politika, süreç içerisinde cunta içi çelişkileri de ayyuka çıkardı:
- MBK İçi Ayrışma ve "14’ler Olayı": Komite homojen bir yapıya sahip değildi. İktidarın bir an önce sivil yönetime devredilmesini savunan "ılımlı kanat" ile ordunun uzun süre iktidarda kalarak köklü toplumsal/siyasi reformlar yapmasını savunan Alparslan Türkeş liderliğindeki "radikal kanat" karşı karşıya geldi. 13 Kasım 1960’ta radikal gruptan 14 subay MBK’den ihraç edilerek yurt dışı görevlere sürgüne gönderildi ("14’ler Olayı").
- Sivil İrade Üzerinde Askeri Tahakküm: Radikallerin tasfiyesinden sonra MBK, siyasi iktidarı sivillere devretme hazırlıklarına başlasa da askerin siyaset üzerindeki denetimini kalıcı hale getirecek kurumsal mekanizmaları inşa etti.
2. İdam Kararlarının Arkasındaki Dinamikler
MBK ve Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı’nın Menderes ve arkadaşlarını ölüme sürükleyen kararlarının arkasında hukuki değil, siyasi gerekçeler yatıyordu:
- Geri Dönüşü İmkânsız Kılma Arusu: MBK, yapılacak ilk serbest seçimde Demokrat Parti (DP) çizgisinin yeniden iktidara gelmesinden büyük bir endişe duyuyordu. Lider kadronun hayatta kalması, DP tabanının toparlanması anlamına gelecekti. İdamlar, DP mirasını ve tabanını siyaseten sindirme stratejisinin bir parçası olarak kurgulandı.
- Darbeye "Hukuki Meşruiyet" Kazandırma Hırsı: Askeri müdahalenin bir suç veya ayaklanma değil, "anayasayı ihlal eden bir iktidara karşı yapılmış meşru bir hamle" olduğunu kanıtlamak için sanıkların en ağır cezaya çarptırılması gerektiği düşünüldü.
- Cunta İçi Baskı ve İntikam Psikolojisi: Komite içindeki bazı radikal subayların "Eğer bunları asmazsak onlar yarın gelip bizi asar" anlayışı, infazların gerçekleşmesinde belirleyici rol oynadı. Sivil toplumun, yabancı devlet adamlarının (ABD Başkanı Kennedy, Fransa Lideri de Gaulle) ve hatta İsmet İnönü’nün af çağrılarına rağmen MBK kararları infaz ettirdi.
3. İdamların ve 27 Mayıs’ın Ülkemize Verdiği Ağır Zararlar
27 Mayıs darbesi ve takip eden idamlar, Türkiye’nin siyasi, hukuki ve toplumsal gelişim çizgisine ağır darbeler vurmuştur.
A. Siyasi Kültürde "Askeri Vesayet" Geleneğinin Oluşması
27 Mayıs, Türk siyasetinde bir domino etkisi yarattı. Ordunun siyasi iktidarlara müdahale edebileceği emsali yaratılmış oldu. Nitekim 1961 Anayasası ile kurulan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), askerin sivil siyaset üzerindeki vesayetini kurumsallaştırdı. Bu müdahale biçimi, 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi ve 28 Şubat 1997 sürecinin de fikri ve psikolojik zeminini hazırladı.
B. Hukuk Devleti İlkesinin Zedelenmesi
Yassıada Mahkemeleri, hukukun evrensel ilkelerinin açıkça çiğneği bir arenaya dönüştü:
- "Tabii Hakim" İlkesi İhlali: Suçun işlendiği tarihten sonra özel olarak kurulan mahkemede yargılama yapıldı.
- Savunma Hakkının Gaspı: Sanıkların savunma yapma imkânları kısıtlandı. Mahkeme Başkanı Salim Başol’un "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor" sözü, yargının bağımsızlığını değil, darbecilerin emrinde olduğunu kanıtlayan tarihsel bir vesika olarak kayıtlara geçti. Menderes’in intihar girişiminden hemen sonra, tam olarak sağlığına kavuşmadan apar topar idama götürülmesi ise insan hakları ihlalinin en acı boyutunu oluşturdu.
C. Toplumsal Kutuplaşma ve Kapanmayan Yaralar
İdamlar, Türk toplumunda derin bir "mağduriyet" ve "öfke" hissi yarattı. Sağ ve sol siyaset arasındaki makas daha da açıldı. DP tabanı, devlet mekanizmasına ve adalet sistemine olan güvenini kaybetti. Bu durum, Türkiye'de siyasi uzlaşı kültürünü tamamen yok ederek 1970'lerdeki şiddet ortamına zemin hazırlayan temel faktörlerden biri oldu.
Sonuç
27 Mayıs 1960 darbesi ve Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan'ın idam edilmesi; sadece üç devlet adamının hayatını elinden almamış, Türkiye’nin demokrasi yolculuğunu onlarca yıl geriye götürmüştür. Millî Birlik Komitesi'nin siyaseti askerileştirme hamlesi, vesayet odaklarını güçlendirirken; adalet duygusuna vurulan bu ağır darbenin izleri, Türk siyasal hayatında bugün dahi varlığını hissettiren derin toplumsal travmalar bırakmıştır.
Yassıada Mahkemeleri (resmî adıyla Yüksek Adalet Divanı), 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Demokrat Parti (DP) yöneticilerini ve milletvekillerini yargılamak üzere kurulan, Türk yargı ve siyaset tarihine "hukukun siyasallaşması" açısından damga vurmuş olağanüstü bir yargı organıdır.
Evrensel hukuk ilkeleri, insan hakları ve ceza muhakemesi esasları açısından Yassıada'da gerçekleşen temel hukuki ihlaller şunlardır:
1. Kanuni Hakim / Doğal Yargıç İlkesinin Çiğnenmesi (Nullum Judicium Sine Lege)
Evrensel hukukun en temel kaidelerinden biri, hiç kimsenin suçun işlendiği tarihten sonra kurulmuş olağanüstü bir mahkeme önünde yargılanamayacağıdır.
- İhlal: Yassıada Mahkemeleri, eylemler gerçekleştikten ve darbe yapıldıktan sonra, özel olarak bu davalara bakması için Millî Birlik Komitesi (MBK) tarafından kurulmuştur. Tarafsız ve bağımsız genel mahkemeler bypass edilerek "fevkalade" (özel görevli) bir mahkeme ihdas edilmiştir.
2. Suç ve Cezaların Geriye Yürümezliği İlkesi (Nullum Crimen, Nulla Poena Sine Lege)
Ceza hukukunun ana kuralı gereğince, bir eylem yapıldığı tarihte kanunen suç değilse veya cezası farklıysa, sonradan çıkarılan kanunlarla geriye dönük ceza verilemez.
- İhlal: MBK, Anayasa'yı değiştiren kararlar alarak yargılamaların dayanağı olan mevzuatta geriye dönük düzenlemeler yaptı. Sanıkların fiillerinin işlendiği tarihte yürürlükte olan usul ve ceza hükümleri sanıklar aleyhine değiştirilmiş ve bu durum geriye dönük olarak uygulanmıştır.
3. Savunma Hakkının Gaspı ve Kısıtlanması
Evrensel hukukta adil yargılanmanın (fair trial) temeli savunma hakkına dayanır.
- İhlal:
- Sanıkların avukatlarıyla baş başa görüşmeleri engellenmiş veya görüşmeler sıkı gözetim altında tutulmuştur.
- Dava dosyalarının ve delillerin incelenmesi için sanıklara ve avukatlara yeterli zaman tanınmamıştır.
- Sanık avukatları üzerindeki siyasi ve askeri baskı nedeniyle birçok avukat davadan çekilmek zorunda kalmış veya kısıtlı imkânlarla savunma yapmıştır.
4. Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığının Yok Edilmesi
Bir mahkemenin karar verebilmesi için yürütme ve yasama organlarından tamamen bağımsız olması gerekir.
- İhlal:
- Mahkeme heyeti ve savcılar doğrudan darbeyi yapan MBK tarafından atanmıştır.
- Mahkeme Başkanı Salim Başol’un, sanıkların itirazları ve usul talepleri karşısında sarf ettiği "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor" cümlesi, mahkemenin bağımsız bir yargı erki değil, darbeci iradenin bir aracı olduğunun tarihsel kanıtıdır.
5. Masumiyet Karinesi İlkesinin İhlali (Innocence Until Proven Guilty)
Suçluluğu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar herkes masumdur.
- İhlal: Darbe gününden itibaren gerek MBK bildirilerinde gerekse dönemin medyasında DP yetkilileri doğrudan "vatan haini", "diktatör" ve "suçlu" olarak ilan edilmiştir. Mahkeme, sanıkların suçsuz olabileceği ihtimalini en baştan reddeden bir üslup ve tutum sergilemiştir.
6. İşkence, Kötü Muamele ve Psikolojik Baskı
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi insanlık dışı ve onur kırıcı muameleyi kesin olarak yasaklar.
- İhlal:
- Yassıada’da tutuklu bulunan sanıklar sistemli bir biçimde tecride, fiziksel şiddete ve psikolojik baskıya maruz kalmıştır.
- Yargılamalar devam ederken eski Sağlık Bakanı Namık Gedik şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiş (intihar ettiği iddia edilmiştir), Yusuf Salman, Lütfi Kırdar gibi birçok sanık ise ağır gözaltı koşulları ve duruşma stresine dayanamayarak vefat etmiştir.
7. Hasta ve Tıbbi Olarak Uygun Olmayan Sanığın İnfaz Edilmesi
Ceza infaz hukukunda, bilinci kapalı veya ölümcül derecede hasta olan kişilerin cezalarının infazı iyileşinceye kadar ertelenir.
- İhlal: Adnan Menderes, idam kararının açıklanacağı günden önce yüksek dozda ilaç alarak intihar girişiminde bulunmuş ve komaya girmiştir. Menderes, henüz tam olarak sağlığına kavuşmamışken ve komadan yeni çıkmışken, kurulan sağlık kurulunun apar topar verdiği "sıhhati yerindedir" raporu doğrultusunda idama götürülmüştür.
Özet
Yassıada Yargılamaları; doğal yargıç, suçta ve cezada kanunilik, savunma hakkı, yargı bağımsızlığı ve masumiyet karinesi gibi evrensel hukukun temel yapı taşlarının tamamının ihlal edildiği siyasi bir tiyatro olarak tarihe geçmiştir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti devleti, 2020 yılında çıkardığı kanunla Yassıada Mahkemeleri'nin hukuki dayanağını oluşturan kanun maddelerini geçmişe dönük olarak yürürlükten kaldırmış ve alınan tüm kararları "hukuken yok hükmünde" saymıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder